4 Mart 2012 Pazar

Kan ve terle de yazsan !


' Sanki kara bulut seni saklıyor benden!'


Ellerimizin lirik bir coğrafyada buluşma ihtimaliydi sana dokunmak. Ben östrojen kokuyordum, sen incecik dudaklarının arasından oklar fırlatıyordun göğsümün tam ortasına. Evlerin yanyana ve biçimsiz durduğu eski ve adsız bir sokaktaydık. Önümüzde kadınlı erkekli çocukluklar, karşımızda pamuklu şekerden evler, ben birdirbir oynuyordum sokak taşlarında.Sen yoktun!

Bir lahite uzandı ellerim,- ben tarihe dokunabiliyorum sevgilim-, şöyle buyurmuştu ahi..


' Tek suçlu adem ve havvadır, senin suçun yok.sadece kim olduğunu unutma',

Pencerede ufka bakan kadın yüzleri, manzarayı tamamlayan kifayetsiz saksılar, gittikçe yalnızlaşan kapı tokmakları...Herşey geç kal(ın)mışlığın kekremsi tadıyla doluydu.

Sen yoktun.

Ya ben kendi kendimi öldürecektim o adsız sokağın başında, ya kader beni! Üstelik herkesçe bilinmesine rağmen parmak izleri bulanamayacaktı failimin. Eğildin, kokuna karıştım sevgilim ilk kez... orada. İçime çöreklenen arabesk hüznü bastıracak kadar iyi şarkılar aradım, büyük besteler, dramatik notalar.  Bulamadım...çünkü..

Sen yoktun!

....


Öylesine yazılarla kaplanmış uzun bir duvarın altında seni göğsümün ortasından öptüm. Östrojen dağıldı toprağa. Orada çiçekler açtı, ben soldum!


  
Ben hep eksik bir şair olarak kaldım sevgilim.

Bu bir bozgundur, ellerim yukarı!