Şunu anlatmak istiyorum!
Çocukken, büyük ve ağaçlı evimin tam ortasında gözlerimi kapatır, gökyüzünün uçsuz bucaksız uzaklığına kafamı doğrultur ve Sevgili hayalet arkadaşım Can' a geleceğimi anlatırdım. Ben de, yine geniş ve ağaçlı bir evde, hayalet olmayan çocuklara, anılarımdan, annemden ve ondan önce mutlaka babamdan, güneşin nasıl sonsuz ve aydınlık olduğundan bahsetmeyi, bunu yaparken hemen yakındaki bir sedirde eşdeğerimle yan * bir adamın bana aşkla baktığını, bu bakışların yıllar önce tam da ben en çok bunu istediğimde bana nasıl uzandığını, o bakışların yıllar önce de aynı bakışlar olduğunu, önce ama en önce ellerini gördüğümü, sonra gözümün çocuklarıma, çocukluğuma ve ilk önce kalbime dokunduğunu hep Can'a anlattım.
Bütün bunları anlatırken hep karşımda bir aşk vardı.. Annem ve babam..
Babam yağmurlu bir havada kötü söz işitmemek için kapıda annemi beklemiş, annem aynı gün çocuk işçi statüsü ile katıldığı ırgatlık gettosundan eve döndüğünde, evin damına çıkmış, yağmura rağmen orada uyumuş ve bir türlü uyanamıştı. Yağmurun altında uyuyan kadın ve onu arayan adam kurgusu hep içimin bir yerinde benimle birlikte büyüdü. Belki de yağmurla olan korkulu ilişkimi hep buna borçluydum.
Can'la her konuştuğumuzda bu kurguyu hikayenin bir yerine yerleştirdim.
Zamanla, yani annem ve babam yaşlanıp ben büyürken, bu hikayeye bir dönem başka kadınların bulaştığını öğrenmek kadar beni yıkan bir gerçek bilmiyorum. 14 yaşında bir çocuk için babasının bir başka kadının göğsünü sıktığını ve bunu izleyen bir annesi olduğunu bilmek kadar korkunç birşey olamaz. Belki de ilk darbe buydu..
Bu arada adını aşk sandığım karşı komşunun evinde tamirat yapan adama karşı güçlü hisler besleme sendromu geçirmiş, abimin çok sayıda yakışıklı arkadaşının portmandoda duran ceketlerinin cebine mektuplar yerleştirmek istemiş, aralıksız her gün tek bir adamı hep aynı saatte - 18:35- ' de kapımın önünden geçişini beklemiş ve her birini bir tek Can'ın bildiği bu öykülerdeki adam olarak düşlemiştim.
İlk aşk(sızlığ)ım esnasında bunun gerçekliğine o kadar kendimi kaptırmıştım ki, gerçekle yalan altüst olduğunda kendimi toplayamamıştım. Ve sonrakilerde de...
Her defasında o hayal hep kaldı, o adamlar hep gittiler hayatımdan..
Ama bugün kendi ellerimle berbat edene kadar, bir kere daha o sedir altında yıllar önce bana aşkla bakan adamın bakışlarını gördüm.. Öyle bakılmayı o kadar özlemişim ki.. O kadar!
Bu bir oyundu, Sakın unutma ( !)